13 Aralık 2009
Yoga'nın doğduğu ülke Hindistan
Siz de bir yoga tutkunuysanız, yolunuz bir gün Hindistan’dan geçmeli.
Baharat yolu, ayurveda, yoga, kama sutra, kumaş, mücevher, mercimek, köri, kalabalık, sıcak ve pislik... Daha pek çok şey sayabiliriz bu memeleket için. Hiç unutmam yıllar önce bir arkadaşım bana şöyle demişti: "O kadar pis kokuyor ki, biz havada iken taaaa uçağın içine kadar kokular gelmişti!" Ben de geçen sene ilk Hindistan yolculuğumu yaptığım zaman uçak inişe geçerken gizliden gizliye bir koku aramıştım. Ama yoktu, ne uçağın içinde, ne de şehirde... Tabii bu büyük ölçüde, buraya gitmeyi ne kadar çok istediğinize bağlı.
Bir yoga delisi olarak ben hep oraya gitmeyi istemiştim, Hindistan’a yoganın doğduğu yere. Geçen seneki ilk seferden sonra bu sene de kan çekti ve burada kara kış bastırınca 15 günlük bir eğitim programı dahilinde, önce Mumbai, oradan da Goa'nın yolunu tuttum.
Havanın ne kadar sıcak olduğunu tahmin edebilirsiniz, sabahın ilk saatlerinden itibaren hep sıcak. İklim sıcak, insanlar sıcak, kokular sıcak. Sefillik diz boyu, pislik olmazsa olmaz!Ama ben rahatsız olmam öyle şeylerden, işin ucunda yoga var ya! Çorbamdan böcek çıksa gık demem!
Goa'da gittiğim yer yoga merkezi idi, ashram değil, belli saatlerde (sabahın körü 05:30) yoga uygulaması ve yine akşamüstü teknik ders ve meditasyon şeklinde devam eden bir rutin. Gün boyu aslında dilediğinizi yapıyorsunuz. Bu kursa katılan pek çoğumuz için yoga sonrası faaliyet, plajlara gitmek ve bazen de bitpazarlarına takılmak şeklinde oldu. Goa tropik bir yer, aslında gerçek Hindistan denemez. Hippilerin yaşadığı, bitpazarlarının kurulduğu ve trans dance partilerinin olduğu. Ben malum, trans dance kısmıyla pek ilgilenmedim, biz o transa sabah giriyoruz, fazlası bozar!
Eğer hiçbir önyargıya kapılmadan kendinizi bırakıp fazla bir beklentiniz de olmadan gidebilecek gibiyseniz, mutlaka Hindistan'a gidin derim. İlk gittiğimde çok şaşırmıştım. "bu "İnsanlar aç geziyorlar, sokaklarda yatıyorlar, üstleri başları berbat" gibi yorumlar yapıp onlar için üzülüyordum. Bu sene daha iyi anladım, onlar öyle memnundular, gayet mesuttular! Ben kafamdaki şablon ile hareket ettiğim için şaşkındım. Esas problem bendeydi. Elinde olan ile yetinmek, dünyevi hırsları bir parça törpülemek, anı yaşamak…Mesajı aldınız eminim. Ve de en önemlisi teslimiyet! Olana bitene teslim olmak, koşulsuz - şartsız tüm çıplaklığı ile teslimiyet... Bu demek değil ki çalışmayım, etmeyeyim, sokaklarda dileneyim ya da daha bariz bir örnek; karşıdaki ev yanıyor, görüyorsunuz ama bir şey yapmıyorsunuz. Yapabileceğinizin en iyisini yapıp, o noktadan sonra olana bitene teslim olmak ya da izleyen konumuna geçmek. Belki şaşıracaksınız, "İslam" kelimesi teslimiyetten geliyor. Gerisini siz düşünün!
Övül Büyükberber