07 Mayıs 2010

Görünmez olanın anlatıldığı sergi

önceki 1 / 0 sonraki

Ressam Arzu Başaran beş yıl aradan sonra açtığı 'Maduniyet/ Subalternity: Eşikte Olma Hali' adlı kişisel sergisiyle 14 Mayıs'a kadar Nişantaşı'ndaki Mac Art Gallery'ye konuk oluyor. Başaran bu sergide, sessiz, görünmez olanları anlattığını söylüyor.

Bölük pörçük, delinmiş, incelmiş, hem var hem de yoklar... Bir anda yok olabilecek kadar ince liflerle bağlanmış kağıttan gövdeler bunlar... Her biri her an düşeceklermiş gibi raptiyelerle duvara tutturulmuş. Kırmızının her bir tonu var bu sergide. İnsanı ilk bakışta olduğu yere çivileyen, düşündüren bir yanının olduğunu hemen söylemeliyiz bu bedenlerin. İki arada bir derede olanların, parçalananların, sesini yükseltemeyenlerin, yükseltmeyenlerin, hayatın içinde 'özne' olamayanların gövdelerine bakakalıyorsunuz. Nişantaşı'ndaki Mac Art Gallery'nin bulunduğu Lal Apartmanı'nın ikinci katına çıktığınızda ne demek istediğimizi anlayacaksınız. Türk sanatının özgün isimlerinden Arzu Başaran'ın son çalışması 'Maduniyet/Subalternity: Eşikte Olma Hali' adlı serginin 14 Mayıs'a kadar pazar hariç her gün 10.00-19.00 saatleri arasında ziyarete açık olduğunu söyledikten sonra Arzu Başaran'ı biraz anlatalım.

Başaran el yapımı, daha çok doğal kağıtlar üzerine gerçekleştirdiği çalışmalarla ve portrelerle tanınıyor. 1980-85 arasında İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Resim Bölümü Özdemir Altan atölyesinde eğitim gören ressam, 1984'te Gösteri Dergisi Altın Fırça Yarışması'nda birincilik aldı. İlk kişisel sergisini bu ödülden iki yıl sonra açtı. 1989'da İtalyan Hükümeti Araştırma Bursu ile Roma'ya gitti, Roma Modern Sanatlar Müzesi'nde araştırmalarda bulundu. 16 kişisel sergi açtı. 2. Uluslararası İstanbul Bienali, Tokyo'daki Çağdaş Türk Sanatı Sergisi, Tunus'taki 1. Uluslararası Akdeniz Bienali'nin de aralarında olduğu çok sayıda uluslararası etkinlikte yer aldı. 2000'lerde portreye ağırlık verse de 1996'den beri sergilerinin ana malzemesi el yapımı, doğal kağıtlar oldu. Bazen bu kağıtları yüzey olarak kullandı, üstüne çalıştı, bazen de tuval üzerine dokuların arasına yerleştirdi. Arzu Başaran 'arada kalanları' Maduniyet sergisiyle ilgili sorularımızı yanıtlarken anlattı...

"Önceki sergimi iptal ettim"

'Maduniyet' adlı sergiyi açmak için beş yıl beklediniz. Bir ressam için uzun bir süre sanırım bu. Nedeni neydi?

Evet ilk kez iki sergi arasında bu kadar uzun zaman oldu. 2007 sonrasında bazı özel sebeplerden dolayı 2008 için hazırlamakta olduğum sergiyi iptal ettim. O sergi bu sergi değildi.

'Maduniyet'in doğuşunu merak ediyorum. Sizi bu sergiye iten ne oldu?

Serginin üst başlığı Maduniyet, alt başlığı ise eşiktekilerle ilişkili. Ben bu kavramın içinde yer alan eşikte, arada duranlara sanatın dilini kullanarak yaklaştım. Sergiler birdenbire doğmaz aslında, benim sergilerim de yıllar içinde hep birbiri üstüne gelerek bir yapı oluşturdular. Hayatın katmanları gibi sergiler de katmanlar halinde iç içe geçer kimi zaman. Dolayısıyla bu serginin başlangıcı 10 yıl öncesine kadar gider, ama serginin oluşması sadece biçimler ve renklerle olmaz, serginin sözünü bulması hayat ile paralel ilerler ve biçimlerin, renklerin anlamları yeniden oluşmaya başlar. Son yıllarda içinde bulunduğumuz sosyal ve siyasi koşullar, Pandora'nın kutusunun açılması gibi bizleri görülmeyenleri görmeye ve fark ettirmeye doğru çağırıyor.

"Bu 'bir buluşma'dır"

Sergiye bu ismi neden verdiniz?

Maduniyet sosyal bilimler alanından ödünç aldığım çok katmanlı bir kavram. Buna bağlı olarak ben daha çok 'eşikte, arada olma haline' yöneldim.

Bu 'eşiktekiler' kimlerden oluşuyor?

Tarihin ve toplumun görmedikleri, birey olarak fark etmedikleri, iki toplumsal statüye de ait olmayıp sesi olmayan, olsa bile sesini yükseltmeyenler, görünmez olanlar, hiçlikle varlık arasında duranlar... Onlar benim sergimin ana damarını oluşturdu. Hayata karşı aldığım pozisyon, zaman içinde biriktirdiklerimi bu kavramla iç içe geçerek görsel bir sunuşa dönüştü. Buna bir buluşma, karşılaşma da diyebiliriz.

"Ellerimle biçimlendirdim"

Çalışmalarınızda kullandığınız tekniğin farklı, değil mi? Bu tekniği biraz anlatabilir misiniz?

Tekniğin kendisini anlatamam, ama el yapımı, doğal kağıtlar bunlar... Kimi zaman bu kağıtları yüzey olarak kullandım, üstüne çalıştım, kimi zaman da tuval üzerine dokuların arasına yerleştirdim. Öncelikle, bu sergide, kağıtları kopararak, onlara form verdim, gövdelere dönüştürdüm, boyadım. Kopararak oluşturduğum bedenleri bazen kağıdın izin verdiği ölçüde, bazen de istediğim biçime göre parçaladım, gövdenin bazı uzuvları ayrıldı, koptu, eksildi. Bazılarının da içlerini boşalttım. Kağıdın doğal liflerini kullanarak gövdeleri hafiflettim. Gövdeleri duvarlara her an düşeceklermiş gibi raptiyelerle iliştirdim. Hem var hem yoklar aslında, asıldıkları duvarlar ve boşluk onları şimdilik var ediyor. Bu tür bir teknik anlayış ve mekan düzenlemesi serginin kavramıyla da ilişki kuruyor bu açıdan.

İşaret ettiğiniz 'parçalanma' ne anlama geliyor?

Tam olarak özne olamama, birey olarak fark edilmeme... Serginin meselesi olarak ise bölük pörçük, delinmiş, incelmiş, hem var hem de bir anda yok olabilecek kadar ince liflerle bağlanmış gövdeler...

Türkiye'de toplumsal hayatta ve tarihte eşikte olup belirsiz kalanlar sizce nasıl belirgin hale gelebilir?

Bunun cevabını ben veremem, bu sanatın alanından değil sosyal bilimcilerin araştırmalarının içinden cevaplanabilir sanırım. Ben tespit ettiğim bir hali sanatın dönüştürücü gücünden yararlanarak yeniden ilişkilendirip kurguluyorum.

Ana renk kırmızı

Bu sergide ana renk neden kırmızı?

Kırmızı iki nedenden ötürü var. Farklı kırmızıların bir arada çoğalması ifade etmek istediklerimin şiddetini gösteriyor diye düşündüğüm, arada olma halini vurgulamak için kırmızıyı tercih ettim. Ve aynı anda var olan iki şiddetli etkiyi göstermek istediğim için. Acı ve hayatta kalmak için gerekli olan damarlar gibi. Sayamayacağım kadar farklı kırmızıları karıştırarak buldum serginin kırmızılarını. Birbirine benzer gibi duran ama her biri farklı tonlarla ayrılan kırmızılar.

Sergide yer alan çalışmaların ortak özelliğinden biri de 'çerçevesiz' oluşu. Neden böyle bir tercih yaptınız?

Çerçevesiz oluşu hem kavramsal açıdan öyle gerektirdiği için hem de bedenlerin tek tek özne olmalarını göstermek istediğim için. Çerçevenin sınırlayıcı yanını kullanmak istemedim. Ayrı ayrı dursalar da bir bütün olarak beraber bir ses çıkaracaklarını düşündüğüm için boşluğa ve ışığa vurgu yaparak bir düzenleme yaptım.

"Bütünü kavramak gayret istiyor"

Ne kadar zamanda bu çalışmaları tamamladınız?

İki yıl sürdü.

Bu sergiyi gezen insanlar nasıl bir okuma yapmalı?

Her izleyici kendi algısı kadar yaklaşacaktır, sonuçta bu tür sergiler izleyicinin sezgileri ve düşünsel çabası ile yapılan işin etkileşimini sağlar.

Bu sergiden insanlarda ne kalmasını istiyorsunuz? Sergiyi gezenler neyi düşünmeye başlarsa amacınıza ulaştığınızı düşünürsünüz?

Sergiyi gezenlerin algılarının genişliğine ve derinliklerine bağlı, her izleyenin benim ile aynı katmanlarda dolaşmasını bekleyemem. Ayrıca bu geleneksel anlamda resimlerin dizilmesi ile oluşmuş bir sergi değil. Bütünü kavramak biraz gayret gerektiriyor.

Son olarak çevrenizden, eşinizden bu çalışmaları tamamladıktan sonra nasıl bir tepki aldınız?

Sergi daha yeni açıldı, yakınlarımın tepkileri önemli ama serginin amacı açısından belirleyici değil. Çoğunluğun etkileyici ve şaşırtıcı bulduğunu söyleyebilirim.

Toplum hep ilgisini çekti

İlk dönem çalışmalarında kahverengi tonların hakim olduğu ve portrenin belirgin olduğu figüratif soyut tuvaller gerçekleştiren Başaran, 1990'ların ilk yarısında el yapımı kağıtlar üzerine hayvan dizileri gerçekleştirmiş; 2000'lerde ise portreye ağırlık vermiştir. Özellikle otoportrelerinde, arka planı belli belirsiz bir dokuyla sunan ve izleyicinin bakışını doğrudan porteye çeken Başaran, bu yolla Doğu toplumundaki "bakış", "nazar" gibi olguları sorguladı. 2001'de İstanbul Contemporary Art Marketing (C.A.M.) Galeri'de açtığı kişisel sergisinde yakın çevresinden kişilerin portrelerini yapan sanatçı, aynı serginin ikinci salonunda kağıt malzeme üzerine çocuk giysilerinden gençlik giysilerine kadar kadın giysilerini işleyerek mekana yönelik bir düzenleme gerçekleştirdi ve bu yolla kadın kimliği, bellek gibi kavramları portreler ile birleştirdi.

2003'te katıldığı İstanbul Dolmabahçe Kültür Merkezi'ndeki 'Sudaki Suret' adlı karma sergide Diyarbakır, Mardin ve Urfa'ya ithaf ettiği üç çalışmada, bölge insanını çağrıştıran hüzünlü yüzleri, bölgeyi anımsatan bir geri planın önüne yerleştiren Başaran, 2005'te İstanbul Galeri Apel'de açtığı son kişisel sergisi 'İhlal'de ise gazetelerin üçüncü sayfa haberlerine konu olan çocukları resimledi. Çocukların bu haberlerde nesneleştirildiği, kimliksizleştirildiği düşüncesinden yola çıktı. Çocuk portrelerini çerçevesiz, boş alanlar üzerine, çizgiyle anlatılabilecek bir biçimde çizerek yan yana yerleştiren sanatçı bu sergisinde de bedenin nesneleşmesi sorunu üzerine yoğunlaştı.

Özkan Güven

Bilgi ve Üyelik
Kendi Blogunuzu Yaratın
Forumlara Katılın

footer