HABER DETAY

20 Ağustos 2010 16:33

Bu özel sergiyi kaçırmayın!

Türkiye'nin ilk galericilerinden Yahşi Baraz, 2 bin parçalık koleksiyonunu sergiliyor.

Galateaart'ta 20 Eylül 2010'a kadar 2 bin parçalık resim koleksiyonundan seçmeleri sergileyen, Türkiye'nin önde gelen galerici ve müzayedecilerinden Yahşi Baraz: "Türkiye'de yapılmış resimlerin yüzde 90'ı iyi resim değildir. Çünkü sanatçılarımız her üretimini, kötü bile olsa satmaya çalışmıştır para kazanmak için. Batıda ise galerici ‘Bunlar olmamış, bir daha çalış' dediğinde sanatçı bunu yapar. 10-15 yıl sonra Türk resminde birçok alımın hatalı olduğu anlaşılacak."

Türk resim sanatının bugünlere gelebilmesinde payı olan en önemli isimlerden biri de kuşkusuz Yahşi Baraz. Onun tüm yaşamı sanatla çevrili oldu hep. 1975'te Kurtuluş'ta kurduğu Galeri Baraz ile Türkiye'nin en eski galericilerinden biri. Ama o sadece bir sanat galericisi olmadı. Henüz resim piyasasının oluşmadığı, sanatın pek de anlaşılamadığı günlerde birçok koleksiyonun oluşmasını sağladı; sanatçıların arkasında durdu, onları yüreklendirdi. Bugün Türk sanatının en önemli tablolarından pek çoğu onun elinden geçti.

Yahşi Baraz 2 bin parçayı bulan resim koleksiyonundan yaptığı özel bir seçkiyi Duygu Uyar'ın küratörlüğünde Galatea Art'ta izleyiciye sunuyor. 20 Eylül'e kadar izlenebilecek olan sergide Burhan Doğançay'dan Zeki Faik İzer'e, Ergin İnan'dan Erol Akyavaş'a Turan Erol'dan Hüsamettin Koçan'a kadar pek çok sanatçının eserleri yer alıyor.

Sergiyi vesile ettik ve Yahşi Baraz ile buluştuk. Türk sanatının nerelerden bugünlere geldiğini, anılar eşliğinde konuştuk...

Türkiye'de henüz sanat piyasasının oluşmadığı bir dönemde neydi sizi galeri açmaya iten sebep?
Sanat sevgisi ailemde de vardı, babam etnografik eserler koleksiyonu yapıyordu. 15 yaşında Salih Acar'ın resimlerini asarak başladım bu işlere. Önce arkeoloji bölümüne girdim ama sevmedim ayrıldım. 1964'te Güzel Sanatlar Akademisi'nin seramik bölümünü birincilikle kazandım. Sanatla gerçek anlamda ilk bağlantım Sabri Berkel'le başlar. Onun öğrencisi olmak büyük şanstı. Akademinin birinci yılından itibaren Avrupa'ya gitmeye başladım, müzeleri, galerileri gezdim. Gittiğim yerlerde de para kazanmak için garsonluk, bulaşıkçılık yaptım. Sonra cebimde 200 dolarla ABD'ye gittim. Bir seramik atölyesinde çalışıyordum ama üçüncü ayda burayı kapatıyoruz diye bizi kapıya koydular. Cebimde beş dolarım var. O zamanki flörtüm Marilyn bana Unicorn Galerisi'nde iş buldu. Yıl 1974. Muazzam bir galeri, limuzinlerle insanlar geliyor. Biz de yerleri, camları siliyoruz, resimleri ambalajlıyoruz. Bir yandan da müzeleri, galerileri geziyorum.

Galericilik çok hoşuma gitti. Bu işi Türkiye'de yapmak istediğime karar verdim. Her şeyi orada bırakarak Türkiye'ye döndüm.

Buraya döndüğünüzde neyle karşılaştınız?
Geldiğimde Türkiye'de sanat ortamı diye bir şey yoktu. Dünyanın en meşhur yerlerinden en fukara yerine düştüm. New York'ta Soho'da yürürken döndüğümde Kurtuluş'a düştüm. 35 senelik galericiyim, semtten hiç gelen olmadı galerime. Hâlâ bazen soruyorlar burada ne satıyorsunuz, giriş serbest mi diye.

"Bir tablo için Suna Kıraç bana sıfır kilometre bir Murat araba teklif etti"

Siz aynı zamanda resim de biriktiriyorsunuz. Kendinizi koleksiyoner olarak tanımlar mısınız?
Hayır, dondurulmuş bir koleksiyonum yok. Elimden binlerce resim geçti. Belirli dönemlerde elimde çok kıymetli eserler vardı, Osman Hamdi dahil. Ama bence bir galerici en güzel eserlerini müşterilerine satmalı. Kendine saklarsa bencillik olur.

Neye göre alıyorsunuz resmi?
Galerici bu işe 35 senesini vermişse bazen tek olarak özel bir resmi alır. Bazen bir evin sahibi 20 resmi birden satıyordur. İçinde üç tane çok iyi bir resim vardır ama sen hepsini alırsın sistem bozulmasın diye. Her elime geçen resim çok önemli resim konumunda olmayabilir. Başka bir açıdan bakarsak: Türkiye'de yapılmış resimlerin yüzde 90'ı iyi resim değildir. Yüzde 10 bile zor kalır. Çünkü sanatçılarımız her yaptığını satmaya çalışmıştır, para kazanmak için. Batıda öyle değildir. Orada sanatçı galeriyle çalışır. Ve galericisi "Bunlar olmamış bir daha çalış" ya da "İmha et bu resimleri" dediğinde bunu yapar. Ama bizde her üretim, kötü bile olsa piyasa çıkıyor. Bundan 10-15 yıl sonra Türk resminde birçok alımın çok hatalı olduğu anlaşılacak.

Satmayı hiç istemediğiniz ama satmak zorunda kaldığınız bir eser var mı?
Mesela Namık İsmail'in ve Naci Kalmukoğlu'nun nü çalışmaları. 1976'da İbrahim Çallı'nın muazzam bir resmini aldım. Suna Kıraç'ın yanında çalışan bir müdür sattı resmi, 57 bin 500 liraya. Resim için bir ilan verdim. Suna hanım görmüş ilanı, galeriye geldiler İnan Kıraç ile. Resmin fiyatına 72 bin 500 lira dedim. "Sana sıfır kilometre Murat araba versek" dediler. Murat arabanın fiyatı o zamanlar 85 bin lira. "Benim benzin alacak param yok, bu resmi satmam lazım" dedim. Tamam deyip aldılar. O resim hâlâ yalılarında asılı durur. Paha biçilmez bir resim o, şimdi 5 milyon dolar isteyebilirsin.

Elinizdeki resimlerden en sevdikleriniz hangileridir?
Burhan Doğançay'ın resimlerini severim. Ona çok emek harcadım. Sıfırdan yükselttik fiyatlarını. Tırnaklarıyla kazıyarak çalıştı, çok büyük mücadele verdi. Çok parasız günleri oldu tabii. Şöyle bir anısını anlatmıştı. Doğançay'ı 1958-59 yılında turizm müdürü olarak yolluyorlar Belçika'ya. Celal Bayar cumhurbaşkanı. Doğançay "Burada kimse Türkiye'yi tanımıyor, tanıtım için Türkiye afişi gönderin" diye yazıyor Ankara'ya. Altı ay sonra bir afiş geliyor. Afişte Celal Bayar askeri bir gemide dürbünle etrafı seyrediyor, altında Turkey yazılı. Adamların Türkiye imajına bak. Doğançay bunu görünce yırtıp atıyor. İhtilaldan sonra da Türkiye'ye dönmeyeceğim diyerek istifa ediyor, Amerika'ya gidiyor ve maaşı kesiliyor, karanlık yılları başlıyor.

"Mavi Senfoni'yi 1990'da sergiledim, 5 bin dolara satacaktık, fiyatını bile soran olmadı"

Siz sanatçıların eserlerini yaratım aşamasına da tanıklık ettiniz, onlara atölyenizi açtınız. Mesela Burhan Doğançay satış rekoru kıran "Mavi Senfoni"sini sizin atölyenizde yapmış.
Evet, hatta "Mavi Senfoni"yi AKM'de sergilemiştim, 1990'da. Çok da basit bir fiyat koymuştuk. 5 bin dolardı galiba. Fiyatını soran bile çıkmadı. Ressamları harekete geçirip resim yaptırdım. Onlara malzeme, maaş verdim. Kimse bilmez, Erol Akyavaş aradı bir gün. Amerika'da yaşıyordu. Ekonomik durumu çok bozuktu, bir de 20 bin dolar vergi borcu çıkmış. "Resimlerimi satıyorum, çok acil bana gel. Vergi borcum çıktı, ödeyemezsem hapse gireceğim" dedi. Atlayıp uçağa gittim. 20 bin dolar verip 20 resim aldım. Ama satamadım. Bir-iki sene süründü resimler galeride. Bazılarını Barbaros Çağa'ya, yıllar sonra bir-iki tanesini Halil Bezmen'e sattım. Bezmen'e sattığım Akyavaş'lardan biri bu yıl 400 bin TL'ye satıldı.

"Komet'ten lastik pabuç karşılığı dev resim aldım"

Ne zaman koleksiyon oluşturmaya başladınız?
Akademide öğrenciyken başladım. İlk resmimi 1966'da Utku Varlık'tan aldım; Mehmet Siyahkalem'in tuhaf insan figürlü resimlerinden esinlenerek yaptığı resimdi. Yeni mezun olmuştu, Arnavutköy'de oturuyordu. "Resim alacağım senden" dedim. Bana evinin anahtarını verdi. Bir arkadaşımla gittim. Evde elektrik yoktu, bir resmini beğendim ve 100 liraya aldım. Yıllar sonra o resmi Bülent Eczacıbaşı'na sattım, halen İstanbul Modern'in salonunda sergileniyor. İkinci aldığım resim ise Komet'e ait. Komet'i Beyoğlu'nda gördüm, "Bodrum'a gideceğim bana lastik ayakkabı lazım. Sana resim vereyim bana ayakkabı al" dedi. Ona ayakkabı aldım, bana koskoca bir resmini verdi. O resmi de ‘80'li yılların başında Mudo'ya (Mustafa Taviloğlu) sattım.

Yahşi Baraz'dan tavsiyeler: "Yeni kuşak sanatçıların resimlerini alın"

Klasik ve empresyonist resimler zaten çok acayip fiyatlara çıkmış durumda. Ve iyi olanların hepsi belirli müzelere girdi. Yeni kuşak sanatçıların eserlerini almalarını tavsiye ederim. Resim alırken de özgün olmasına dikkat etsinler. Yani sanat tarihinde hiçbir şeye benzemeyen, hiçbir etki altında kalmamış resimleri alsınlar. Tabii bu seçimi yapabilmek için sanat bilgisi gerekiyor. Bu durumda da uzmanlara danışabilirler. Ayrıca bol bol müze ve galeri gezsinler. Sanat ortamının içinde olsunlar.

Sabri Berkel: "300 liraya resim alınır mı, alan yandı"

Bir yandan da pek çok önemli koleksiyonun oluşmasında sizin büyük payınız var. Nasıl sağladınız o dönemde insanların koleksiyon oluşturmasını?
Tanıştığım her zengine resim satmışımdır. Ama onlara resim satmak da çok zor oldu. İlk koleksiyoner, 1950'li yıllarda Kemal Erhan'dı. Ben galeriyi açtığımda alımları durdurmuştu o da. Koleksiyonunu açık artırmayla satışa çıkardı. Ben de Sabri Berkel ile gittim açık artırmaya. Çallı'nın Manolyalar serisinden bir eseri 300 liraya çıktı. Berkel "Bu resmi alan yandı. 300 liraya hiç resim alınır mı?" demişti hiç unutmuyorum. Ben galeriyi açtığımda ilk koleksiyoncular Ali Koçman, Şakir Eczacıbaşı, Erol Aksoy, daha sonra da Halil Bezmen'di. Hepsiyle de çalıştım. 1976'da Burhan Doğançay'ın ilk büyük sergisini açtım. O zamanlar 125 bin dolarlık resim sattım. İnanılmaz bir fiyattı.

Peki böyle bir ortamda resimleri siz nasıl satabildiniz?
Benim atak bir kişiliğim vardı, sabaha kadar çalışırdım. Kapıların altından resim ilanları atardım. Bireysel çabalarımla satabildim resimleri. Benim o zamanlar 500 ila bin dolara sattığım resimler bugün 500 bin dolardan satılıyor. Öne çıkan, sosyetenin tanıdığı birkaç isim vardı, mesela Ali Koçman. O alıyor diyerek çevresi de almaya başladı. Benimle çalışan koleksiyonerler ne teklif etsem aldılar, çok da memnun kaldılar. Çünkü ben Türk resmini değerinin altına sattım. O yüzden de birçok ressam bana kızar.

Neden değerinin altında sattınız?
Türkiye'de 20 sene daha çok ucuza resim satılmalı. Binlerce resmin eve girmesi lazım, piyasa ancak öyle oluşabilir. Biz resimleri bedavaya aldık, bedavaya sattık. Bu sayede bir kamuoyu oluştu. Anormal fiyatlara satmak isteseydik kimse almazdı.

Yasemin Bay
 

Yorum 0
 

Yorum yazabilmek için giriş yapmalısın.
Giriş yapmak için tıkla!

Gönderildi Öneri Üyelik